BDP ve Öcalan’ın UYARILARI

Şubat 9th 2010 | Yazar HaKaNBeY

BDP ve Öcalan’ın UYARILARI

Öcalan, son avukat görüşmesinde BDP’ye bir dizi uyarıda  bulundu: “Kendisini kapattırmamalı, Türkiye partisi olmalı, yasal zeminde kalmalı, KCK ve PKK ile organik ilişki içinde olmamalı.” Öcalan’ın bile sabrını taşıran bir siyasi hareketin ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabildiği çok açıktır.

Barış ve Demokrasi Partisi, kongresini yaparak yeni yönetimini belirledi. Yüzde 6’lar civarında bir halk desteği olan BDP’nin ortaya koyacağı siyaset tarzı ve üreteceği siyaset, Türkiye siyaseti açısından önemsiz görülemez. Kapatılan birçok partiye rağmen bu siyasi çizginin yaşamını sürdürmesi, toplumsal bir karşılık bulduğunu gösterir. BDP yeni bir hareket olarak görülemeyeceğine göre, bu partiye yönelik tavsiyeler de yeni bir partiye yönelik temenniler değil, mevcut bir siyasi harekete yönelik dönüşüm beklentisi olarak yorumlanabilir.

BDP’nin dönüşümünün sağlıklı gerçekleşebilmesi ise DTP’nin iyi analiz edilmesini, yaşananların doğru algılanmasını gerektirir.

DTP’nin hatalarına yönelik eleştirilerin doğru okunması, BDP’nin dersler çıkarması ve aynı yanlışları yapmaması açısından önemlidir. PKK’nın çizgisindeki Gündem’de Delil Karakoçan tarafından kaleme alınan yazı bu noktada önemli tespitler içeriyor. Karakoçan DTP çizgisinin handikaplarını ve gelgitlerini dört başlıkta şöyle özetliyor:

DTP çizgisinin handikapları

“1) PKK tanımı ve ilişkiler. ‘Tabanımız aynı taban’ derken hukuksal konumu konusunda net tanımlar yapmaktan, yasal olan bir parti ile olmayan arasındaki farkı oraya koymaktan kaçındı. Konunun muhatabı olmamaya çalıştı. Bu da bu yönlü baskılar, zorlamalar karşısında bir biçimde bocalamasına yol açtı.

2) Kürt sorunun çözümü konusunda özellikle de ‘PKK faktörü’ dikkate alındığında nerede durduğu. Kürt sorununun doğrudan tarafı,

muhatabı olmak ile ‘arabuluculuk’ arasında gidip gelen, ne tam muhatabıymış gibi, ne de tam arabulucu gibi davranan istikrarsız ve istismara açık bir yerde oluşu, politik açıdan sıkıntı vericiydi. …Kürt sorununda ‘3. unsur’, yani ‘dış

unsur’ konumuna çekmesi ya da böyle algılanacak pozisyonlar yaratması kendisini haliyle zorlayacaktı. Özellikle Kürt sorununa odaklanmış bir parti olmaktan çıkıp Türkiye partisi olma hedefine yönelen, dolayısıyla Türkiye’nin genel sorunlarının muhatabı durumuna gelen bir partinin bundan böyle ‘arabulucu’ gibi durması sanırım çok daha sıkıntı verecektir…

3. Yürüttüğü ‘mağdur siyaseti’ konumundan çıkarak, Türkiyelilik kimliğiyle Türkiye sorunlarına ilişkin politika oluşturup çözüm önermesinde zayıf kalışıydı…

4. Birlik, ittifak, ortak ceple, çatı parti gibi konulardaki ‘gerekçeli halleri’; birçok durumda ötekinden de kaynaklı sorunlar olsa da, ağırdan alan, gereğince önemsemeyen, hatta belli nedenlere ‘istemez’ olan yaklaşımları…

Sonuç olarak, DEP geleneği, bir yandan demokratik mücadeleyi yürütürken öte yandan kendini yenileyerek üretken bir konuma taşıma yeteneği gösterememiş olması, tüm başarı ve direnişlerine rağmen ‘çözüm partisi’ olmaktan çok ‘tepki partisi’ olarak kalmasına neden oldu…”

Bu eleştiriler aslında DTP’nin yanlış hamleleri, yanlış taktikleri, başarısız politikalarıyla izah edilemez. Bu eleştirilerin çoğunluğu partinin konumlanışı ve siyaset tarzıyla ilişkilidir. DTP seçtiği siyaset tarzında başarılı olamamış değildir, DTP’nin seçtiği siyaset tarzı sorunludur.

Ayrıştırıcı, sert, ajitatif, tahrik edici söylemler… Hem muhatap olarak, hem sorunların çözüm aktörü olarak İmralı’yı göstererek kendisini anlamsızlaştırmalar… Türkiye toplumunun kabul etmekte zorlanacağını kışkırtıcı ifadeler… Ardından çocukları sokağa dökmeler, taş ve molotof saldırılarıyla şehirlerde şiddeti tırmandırma girişimleri… Kendisini kapattıracak aşırılıklara ve Türkiye toplumunun tepkisini çekecek marjinalliklere yönelmeler…

DTP açılım sürecinde kendi açılımını yapamadığı için büyük bir engel olarak sürecin seyrini olumsuz etkilemiştir. DTP’nin bu çapsızlığı ve yeteneksizliği yüzünden hem süreç zarar görmüş, hem DTP kendi varlık zeminini ortadan kaldırmıştır. Oysa biz, her zaman demokratik ve hukuki siyasetin Türkiye’nin tek şansı olduğunu, bu süreçte DTP çizgisine de önemli görevler düştüğünü söyledik. DTP kendisine verilen önemi algılayamadığı gibi, gereken katkıyı vermek ve beklentileri karşılamak noktasında da hayal kırıklığı yaşattı. Her zaman diyoruz ki, silahlı yöntemler değil, siyasal yöntemler devreye girmelidir. Terörün yedeğinde faaliyet göstermek, şiddetten fayda umarak siyaset yapmak, hukuksuz alanlarda faaliyet göstererek güç kazanmaya çalışmak kabul edilebilir bir demokratik siyaset tarzı olamaz.

BDP Türkiye partisi olmalı

DTP son döneminde ne Türkiye’nin gerçeklerini ve yeni durumu doğru algılayabiliyordu, ne de Abdullah Öcalan’ın eleştirilerini anlayabiliyordu. Öcalan, geçen hafta yaptığı avukat görüşmesinde BDP için de bir dizi uyarıda bulundu. Bu uyarılar şöyle özetlenebilir:

1. BDP kendisini kapattırmamalı.

2. BDP Türkiye partisi olmalı.

3. BDP yasal zeminde hareket etmeli.

4. BDP, KCK ve PKK ile organik bir ilişki içinde olmamalı.

Öcalan’ın bile sabrını taşıran, PKK’ya yakın olarak bilinen yazarların bile eleştirilerine maruz kalan bir siyasi hareketin ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabildiği çok açıktır.

Öcalan BDP’ye yönelik şunları söylüyor: “Daha önce birçok parti kapatıldı. Bu yenisi olmamalıdır. Uyarmıştım, önerilerimi de yapmıştım, tekrar ediyorum ve uyarıyorum; aynı hatalara düşmemek önemlidir. PKK yasa dışı silahlı bir örgüttür… Ama Barış ve Demokrasi Partisi der ki ‘biz sorunlarımızı Meclis aracılığıyla yasal zeminlerde tartışmak ve çözmek istiyoruz’. Bu ayrımı iyi koymak gerekir. PKK’nin sözcülüğü söz konusu değildir. … Sonuçta PKK ile BDP arasında bir bağ olması mümkün de değil, mantıklı da değil. Barış ve Demokrasi Partisi’nin örgütlenmesi de bu çerçevede düşünülmelidir. …

BDP’nin daha farklı, bütün Türkiye’yi kapsayan bir parti olması gerekiyor. BDP, sonuçta bir siyasi partidir. Bunun gereklerini yerine getirmesi, demokratik temelde siyaset yapması gerekiyor. ‘Sadece Kürtleri örgütleyelim’, ‘her yerdeki Kürtler’ mantığıyla yaklaştılar, BDP’nin bu anlayışı aşması gerekiyor. Elbette ki Kürt sorunu çözülmesi gereken çok önemli bir sorundur. Ancak sadece milliyetçi temelde dar kalan bir anlayışla Kürt sorunu çözülemez.”

Demirtaş bir fırsat yaratabilir

Öcalan’ın BDP’nin yasal bir parti olarak faaliyet göstermesi, KCK ile iç içe geçmemesi yönündeki uyarı, hukukilik ve meşruluk açısından çok önemlidir. Her fırsatta Öcalan’ın muhatap alınması gerektiğini söyleyen BDP’lilerin, bu tür uyarıları dikkate almamaları da ilginçtir.

DTP çizgisinin çatışmacı ve marjinalleştirici kimlik siyasetinin yanında, Marksist devrimci ideolojisi de, din algısı da sorunluydu. Sistem içi bir aktör olmak, oyun içinde bir oyuncu olmak yerine oyunu bozucu, sistemi kilitleyici bir tavır takınmak demokratik siyaseti anlamsızlaştırıyor, siyasetsizlik hali üretiyordu.

DTP’nin temel yaklaşımı zaten demokratik sistemi anlamsızlaştırarak PKK’nın varlığını gerekli göstermekti. Bu ise kendi meşruiyet zeminini yok ediyordu. Meşruiyet halk desteği ve hukuka uygunluk kadar, “amaç ve hedef”, “iktidara gelme biçimi”, “dünya görüşü”, “ilişki biçimi”, “demokratik kültürü özümseme” gibi bir dizi ölçütü de beraberinde getirir.

BDP tüm bu olumsuzluklardan dersler çıkararak kendisini dönüştürmeyi bilmelidir. Siyaset tarzı, siyaset yöntemi, siyasi dili ve üslubu ciddi şekilde gözden geçirilmelidir. Amaç ve hedefleri net şekilde tanımlanarak muğlaklık ve kafa karışıklığı üretmeden legal siyaset yapılmalıdır.

BDP kongresinden gelen ilk sinyaller beklentileri karşılamamış, değişim ümidini kırmıştır. Ancak yine de BDP kendisini dönüştürmeyi becerebilmelidir. Yeni dönemde Selahattin Demirtaş, önemli bir fırsattır. Demirtaş, popülizmin esaretine düşmeden, PKK üzerinden güç devşirmeye çalışmadan, aklı selimi takip ederek, sorumluluk bilinciyle hareket ederek, partisine de faydalı olabilir, Türkiye’ye de…

Artık küçük hesaplarla hareket etmek yerine, daha büyük düşünmek, sorunların devamından ve krizden siyasi fayda beklemek yerine, çözüme katkıda bulunmaya çalışmak gerekiyor.

Yeni dönemde BDP’nin bir evrim geçirerek sistem içinde tutunabilmesi ve toplumun her kesimine yönelik çözüm süreçlerine katkı veren bir misyon yüklenebilmesi önem taşımaktadır, Demirtaş ve BDP yeni yönetimde bu misyonu üretebildiği oranda uzun soluklu olabilecektir.

Related Posts

Sohbet,Sohbet,Chat,Netlog,Türkiye Bosna-Hersek için irade oluşturabilir mi?

Çok taraflı toplantılarla sürece bölge ülkelerini de dahil eden Türkiye, böylelikle Bosna Hersek’in içinden geçtiği bu tarihi dönüşüm sürecinin barışçıl yöntemlerle sürdürülmesine ve devlet inşasına katkı sağlamaya çalışmaktadır. Güçlü bir irade geliştirip geliştiremeyeceği Bosna-Hersek’in [...]

sohbe,chat,dini sohbet,Obama 2009 diplomasi açılımı

Obama iktidarının ilk yılında niyet ve vaat açısından son derece başarılı, icra açısından ise Bush’tan iyi ancak beklentilerin altında bir performans gösterdi ABD’nin ilk siyah derili başkanı olan Obama görevinde ilk yılını doldurdu. İster beklentileri karşılamış, ister hayal kırıklığına uğratmış [...]

Afganistan Müslüman mahallesinin sorunu

Afganistan ve Pakistan’daki sorunun asıl kaynağı bölgede sayıları her geçen gün artan yabancı güçlerin varlığıdır. Özellikle Afganistan’da NATO, ABD ve ISAF bölge halkının güvenini kaybetmiştir. Batılı güçler gerçekten bölgede barış ve huzur istiyorlarsa hiç vakit kaybetmeden bölgeden çekilmeli ve [...]

sohbet,sohbet58.net,EMASYA fiili darbe protokolü

Anayasa Mahkemesi gibi pek çok kurumumuz 27 Mayıs ve 12 Eylül’ün ürünüdür, Emasya, Batı Çalışma Grubu gibi pek çok düzenleme de 28 Şubat’tan yadigârdır. Bu tablo içinde Türkiye’de darbeler döneminin bittiğini söyleyebilmek mümkün Son dönemde bir yandan darbe planları gündemden inmezken, diğer taraftan [...]

Comments are closed.



SOHBET58.NET-Türkiyede ve Google de Sohbet,Chat.dini sohbet,islami sohbet,chat odalari,netlog sohbet,mynet sohbet,gibi aramalarda öncülük etmektedir
Ana Sayfa | sohbet | chat | forum | sohbet sohbet sohbet mirc |

Valid XHTML 1.0 Transitional